“Aidiyet” mefhumu üzerine

Kitlesel olarak “aidiyet” duygusunu insanın sımsıkı sarılmış olmasıyla meydana gelen kategorizeleşmelerin yanı sıra; ötekileştirilmelerinde oldukça görünüm kazandığını açıkça varsayabiliriz. Şimdi bu aidiyet (ondanmışçasına olmak) kavramıyla söylemlerin hangi izleti yoluna evrildiğinden bahsetmek isterim

+Bedenin veya ruhun aidiyetinden Öte duygusal ve düşünsel biçimin içeriğine ve az önce bahsettiğim oluşuma sebebiyet verilen hususa değineceğim.

  =Siyasileştirilen/herkesleştirilen ve oldukça basite indirgenilen Kavramın bireyler ve-veya toplumlar arasındaki manası beğenilenin desteklenmesi (eleştirmeden, araştırmadan) yalnızca ona hitap ettiği fikir ya da fikirsel oluşuma, İnşaa’ya iletişimsel içeriklere, mecralara kendini kaptırılmışlıktan kopamama fikrine dem vurmaktayım. 

-Bu aidiyetlerin; Hisslerin, sadece çıkarlara ters düşmediği vakte kadar oldukça hoş görülmesi ve ayakta alkışlanılması, bireyin bizzat kendisinden başlayarak tüm yaşamına sirayet ederek ondan olanı almayı başarmaktadır. Onu onsuzlaştırmaktadır. 

-düşünsel tüm yönelimlerini kendisine bağlı kılarak alternatifsizleştiren, ışığın aydınlatıcılığını, karanlığın bohemiyle seraplaştıran bir yanılgıya bizatihi itmektedir. 

#etkiselkaçış

Bireyin kendisi, bireyselleşmeyle istemediği bir şekilde karşı karşıyadır. Sahip olduğu ve yükümlülüğü altında olduğu sorumluluklar, sınırlamalar içselleştirmeyi, öze dönük sorgulamayı hatta sınırsızlığın sonunu hayal ederek ve birgün ulaşabileceği tutkusuyla devinip durmaktadır.

Kaçışın, sadece dışsal yargılardan ve ruhsal bunalımlardan kurtulmaya yönelik olduğunu bazen düşünerek ve yine yanılarak aslında en başa döneceğini  sadece bu düşünceyi hayal ettiği zaman başardığında farkında olamıyor. Çevrelenmiş tüm alanların bir çıkış aydınlığına kapıyı aralaması sırasında yalnızca iyiye doğru yöneldiği düşüncesi ancak bilinçsizce beliriveriyor.

Bağımlılık zinciri üzerine

Bağımlılık zinciri üzerine

Bağımlılık oltasına takılan doğal bir zihin, bağımlılık yaratan sürecin uyarılmışlıklarına karşı manipüle yoluyla sarmal halini almış olan sistemsel sürecin kurbanı olmaktan kendini alıkoyamamaktadır. oluşan bu bilinç kombinasyonunun reel bir duruş sergilemekten uzak olduğu ayrıca kendine kazandırdığı bireysel düşünce eylemleriyle düzenin etkisini aşındırarak yabancılaşmayı daha da derinleştirmekte… Diğer taraftan bağımlı bilinçlenme özelliğinin fikirsel olarak aktiflik kazandırdığı kararların somut bir hâle bürünmesinde de bu adımları izlemektedir. Atılan bu adımların ise değişim ve yenilikçi, bizatihi doğrusal olgulardan kaçması ancak düşüncelerin aynı kalması olarak bir nitelendirilebilir. Sürdürülebilirlik izafiyeti, yaklaşımların teveccühünde olgunlaşmış-harmanlaşmış bir biçem teorisini kendi düzleminde olanaklı kılma mevcudiyetine sahip olduğunda yeni inşa ve araştırmaları toplumun katmanlarına eklemlenebilir kılabilmektedir. Toplumsal yükseliş belirlenen streotipleşen kurallardan arınarak yeni araştırmalar yöneliminde farklı fikir çoğunluklarına kapı açılarak gerçekleştirilebilir.

Alternatif bir mevcudiyet söz konusu olmadığında monarşik biçimin tüm toplumsallığı “karizmatik” duruşuyla yeniden biçimlendirerek bireylerin ruhlarına birer birer düşüncelerini-isteklerini eklemlemektedirler. Yanılsama yoluyla istenilen sonuçların başlangıcından sonraki çoğu kez, sürekli başarı elde etmiş ve tek olmayı başarabilmiştir. Dolayısıyla bağımlılık oltasında atılan yemin ne olduğu hakkında bilinçli bir izlenim sergilenmelidir elbette bu durumun oluşabilmesi salt bir görünümden ibaret olmayıp somutsal alanlarda varlık göstererek etki edebilmektedir.

Her şeyi sorgulamaya başlamak belki yeni bir başlangıç olacaktır

Elbetteki olağan veya olan tüm oluşumları sorgulamak anlamlandırmak ve ya biçimlendirmek olanaklı görünmeyebilir. Fakat bu duruma bir kere şans tanınması halinde, yaşamlarda anlamsız görünenen bir çok şeyin aslında görünmeye değer farklıları barındırdığını açıkça görebiliriz.

“Peki siz gün boyu görmüş olduğunuz durumları-olayları, duymuş olduğunuz konuşmaları söylemleri veya hissetmiş öldüğünüz duygusal hissiyatlarınız için detaylıca düşünsel sorgulama yaptınız mı? Yani, olgular karşısında nasıl Davranmak gerektiğinin Veya takip edilecek faydalı eklerin neler olduğunu biliyor musunuz?

#dolaysız edinimler

Oldukça önemsenmiş haliyle insanların yaşamlarına çark etmiş bulunan biçimsel olgular (teoriler, fikirsel ifadeler, stereotip vb.) yalnızca basitleşmeye yüz tutmuş davranışsal ve eylemselliğin eksikliğiyle, aslolan değil olması istenilenin görünülmesi istenci içinde evrilmeye başlamış. Bireysel olarak duygusal edinimler, tutumlar ve bilinçlenmeler kendisini; kendisininde sahip olduğu özsel veya toplumsal kategorizasyonların ilkeleri dışında muvaffak ettirme süreci benimsenmelidir.

Yani içinde doğmuş ve büyümüş olunan normların, aidiyeti başkasında olan fikirleri, olguları çabucak ve eleştirel bulmadan kabullenerek yaşamlarımızda anlamlandırmak ve buna göre bir edinimde bulunmak salt sistemsel dönüşüm çarkının birer dişlisi olmaktan öteye gidemediğimizi anımsatır.

 

Tutumsuz ekseriyetler

İlkesel bir davranış tutumundan uzak kalınmışlık, temelinde belirli bazı biçimleri kendi ruhuna ve düşüncesine hakim kılarak, bundan kopamamasından kaynaklanıyor olagelmektedir.

Kendinize dönüp soruyla birlikte sorguladığınızda; yaşamımda sabitleşmiş vechelerin eylemsel hareketlenmelerimdeki yönlendirmeleri veya yönlendirişleri üstü örtülü, görünmezlik biçimine atfen, düşürmüş olduğu izlenim-ler Hangi boyuttadır.

Herhangi bir konunun tartışılma mevzubahisinde, tam anlamıyla kendinizi konu hakkında bilgi sahibi hissetme duygusu içerisindeyken “acaba düşüncem bu konunun yeterliliğine uygun mu veya varolan hakikati doğru bir izlenceyle sunabilecek miyim gibi” konuşmaktan dilimizi alıkoyuyor muyuz!

Aslında bireyselleşmiş zamane dünyasında her zaman bedenimizle birlikte bilmişliğimizin  haklı ve üstün olduğunu savunur, aksi duruşa ihtimal bile vermeyerek, her türlü konuda konuşur ve hakikat olduğunu dile getiririz.

Bireyselleşen ve git gide yabancılaşan insanlığın değişiminde yanlış modern anlayışıyla yaşamına kattığı duygusal tutum ve düşünüşler ve bunların sebebiyet verdiği davranışsal olay bazlı hareketlenmelerdir.

 

#toplumsalık #bağnazışımlar

#parça

Nicelikli veya Niceliksiz argümantasyon içerisinde doğuyor, arzuluyor ve hedefliyoruz. toplumsal imgelerin biçimlendirdiği kılıflar neticesinde üstümüze bazı yüklenlemeler (Ödev ve sorumluluklar) alıyor ve yaşamımızın ikamesinde aldıklarımız bizi yalpalanmalara, yönsüzleştirmeye ilaveten olanaksızlaştırmaya mahkum ve mahpus kılıyor ve bu durumu bir türlü kovuşturmaktan aciz kalıyor, mecbur bırakılıyoruz. En doğrusal ifadeler ve en çarpıcı gerçekler, bizlere ilham oluyor, anlamsız biçimleri boyutlandıran ve anlamsızlıktan kurtararak anlamlandıran muktedirliğiyle doğrusallığı ve gerçekliği haykırmaya ve iletmeye yarayan dil* bir bakıma köhnemiş yapısallıklara-imgelere tekrar canlılık kazandırabiliyor. İçinde varolduğumuz yani doğduğumuz alan ile varolabildiğimiz,  kendimizin farkına vardığımız ve temellendiğimiz alan arasında hedef ve isteklerimiz istemsizce zıtlaşan bir biçim alabiliyor. O yüzden ara sıra duruma göre değişen ruh halimizde kendimize söylediğimiz “içinde bulduğumuz hayat bize göre değil” söylemi doğabiliyor. Hayatı anlamsız veya anlamlarla dolu muktedirliğe bizzat fiiliyatlarımız ve emek nezdindeki uygulamalarımızla aktif veya de-aktif kılabiliriz-siniz. Yaşamın yapısal dönüşümü alanında belirli veya belirsiz-örtük bir biçimde post-modernleşen bireysel veya toplumsal hayat ekseriyetleri, ilkesel düsturundan bazen koparak, farklılaşma ve bilginin bilinçlendirmesinde ki ortak uzlaşı noktasından giderek uzak konumlanmaktadır. Bu döngüyle beraber varolan kimliğimiz ve-veya yaşam gerçekliklerimiz, Kültürel içeriklerle beraber eylemsel bir davranış sergilemekten geride kalmakta ayrıca köhneleşmeye yüz tutacak şekilde ruhun özüne yabancı olan tutumlar edinmekteyiz. İletişimsel yöntem fraksiyonları (elbette ki iletişim konusu da hassas bir sürecin sağlam temellenmeler üzerindeki sorumluluk payı yadsınamaz dolayısıyla iletişimsel eylem ve toplumsal iletişimsizliğin oluşum gösterdiği noktalara ve bu biçimdeki konulara sonra ki yazılarda yer vereceğim) üzerinde temel ihtiyaç kadar önem arz eden, bağlamsal bir işlev zeminiyle birlikte bireyler arası düşünce ve fikir içeriklerinin dogmatik olmadığı insanın bizzat amaçsal eyleminin salt iletişim ve iletişim temellenmesi üzerine olduğunuda açıklığa kavuşturuyor.

  • Düşüncelerin aktarıcı ve ifade aracı veya bazısından biri.

Bazı toplumsal gerçekliklerin perde arkasında

“İyi” olma kudreti yaşamın bizzat içinde var olduğu fikri sanılanın aksine aslında sadece kendini ve olgunlaşmış sandığı benliğini toplumsal adaptasyona göre konumlamasından-şekil vermekten geri kalmış tarafı bulunmamakla birlikte yüzeysel gerçekler hep yanılsamalar oluşturmuş ve insandaki zihinsel mevcudiyeti hep hedeflenen “konumlanma” ihtiyacı için iyiliği ve iyilik göstergeleri tercihen amaç olarak kullanıldığı görülmekte, günümüzde. 

Amaçsal arzuların göstergeleri yönlendirdiği değil toplumsal insiyatifin aktif bulunduğu bir yaşantı biçimi benimsenmeli…